top of page

Suçtan Vicdana Bir Nachträglichkeit (Sonradanlık) Hikayesi: Emilia Pérez Filmi

  • uzmpskmujganpekcet
  • 23 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur

Emilia Pérez;  2024 yılında izleyiciyle buluşan Fransız yönetmen Jacques Audiard tarafından yazılan ve yönetilen bir müzikal dram, suç filmidir. Film, Meksika’da bir uyuşturucu örgütü lideri olan Manitas’ın bir avukatın yardımıyla cinsiyet değiştirerek Emilia’ya dönüşmesini ve ardından yaşananları anlatır.

 

Hikaye anlatımıyla Emilia Pérez filmi, klasik suç filmlerinden ayrılır. Suç filmlerinin soğuk ve sert anlatısı filmin müzikal yapısıyla kırılır. Karakterlerin içsel dünyalarının yansımalarını müzikallerin doğal yapısında buluruz. Karakterler film boyunca söyleyemediklerini müzik ve dans eşliğinde söylemeye başlar.


 

Suç ve Şiddet’in  Müzikal eşliğinde İletilmesi:

Brecht’in “Yabancılaştırma Etkisi”


Suç ve şiddet unsurlarının müzikalle iç içe kullanılması epik tiyatro yaratıcısı tiyatro yazarı ve yönetmeni Brecht’in “yabancılaştırma etkisini” hatırlatır. Yabancılaştırma etkisi, uzaklaştırma soyutlama olan almanca “verfremdung” kelimesinden gelir. Seyirci bu etki sayesinde, hikayenin duygusuna kapılıp filmin içinde kaybolmaz. Filmdeki durumlar ve karakterleriyle özdeşim, empati hissi sekteye uğratılır. Seyircinin düşünmesi istenir. Böylece filmdeki meselelere eleştirel bir mesafede kalınır.

 

Emilia Pérez filminde karakterlerin duygularını müzikal yoluyla izlerken bir taraftan da filme bir yabancılaşma deneyimi yaşarız. Bu ise, bize filmin o anki atmosferinden uzaklaştırır ve filmde anlatılanlara eleştrel bir bakış mesafesinde kalabilmemizi sağlar. Türk Sinemasında yabancılaştırma etkisinin kullanımında ise ilk aklıma gelenlerden biri Nuri Bilge Ceylan’dır. Kuru Otlar Üstüne filminde, film setindeki kabloları görürüz, hikayenin film setinde geçtiğini izleyiciye açık eder.

 

Emilia Pérez Filmi Ne Anlatıyor?

 

Manitas Meksika uyuşturucu çetelerin en bilinenlerinden birinin başında bulunan, insan kaçakçılığı, yolsuzluk, tehdit, öldürme yani bilumum suçları işleyen son derece sert biridir. Karısı ve çocukları vardır. Rita ise eğitimine ve dünya görüşüne karşı bir yerden yürüttüğü mesleğinden tatmin olmayan, gerektiğinde müvekkilini savunmak için yalan beyanda bulunduğunu müzikal eserinde dile getiren ortalama bir siyahi avukattır.

 

Ritayı ve çevresini anlatan bu müzikaller sahnelerinden sonra Rita’nın kaçırıldığı sahneyi görürüz. Maskesi çıktığında Rita, kendini Meksika’nın en ünlü uyuşturucu baronlarından biri olan Manitas’ın tam karşısında bulur. Manitas, ölmeden önce hayatı boyunca istediği cinsiyet değiştirme ameliyatında Rita’nın yardımcı olmasını ister. Elbette Rita’nın yardım etmekten başka çaresi yoktur.

 

Operasyonun nasıl olacağı ile ilgili müzikallerden sonra, Rita Londra’da seçkin bir hayata atılmışken Manitas cinsiyet değiştirmiş haliyle Rita’nın tekrar karşısına çıkar. Rita, Manitas’ın sırrını bilen tek kişi olduğu için öldürüleceğini düşünür. Bu sefer de çocuklarını yanına aldırmak için Rita’dan yardım istemektedir. Bu sefer çocuklarının hayatında iyi bir şekilde olmak ister.

 

Manitas’ın erkek olarak kurduğu kimlik ile Emilia adıyla kadın olarak kurduğu kimlik birbirinden çok farklı, hatta birbirinin zıttı niteliğindedir. Cinsiyet değiştirme adeta bir yeniden doğuştur. Manitas’ın Emilia olduktan sonra vicdani yüzleşmelerine ve yaptığı suçların kötülüklerin kefaretini ödemek ister gibi çevresine yardım etmeye çalıştığını görürüz. Ancak elbette kimse onun Manitas olduğunu bilmez. Manitas ölmüştür. Sadece insanların gözünde değil kendi içinde de Manitas’ı öldürmeye çalışmaktadır.

 

Erkek kimliğiyle kötü olan, kadın kimliği ile de çocuğunun cesedini dahi bulamayan annelerin, halkının yanında olan adeta kahraman birini görürüz. Filmin hikayesinin; erkekliğin yıkımıyla birlikte gelen kadın dayanışmasının yaratımına doğru evrildiğini izleriz. Emilia’nın filmin sonunda ölerek kahramanlaşması Manitas’ın belki başından beri istediği şeydir. Manitas, Manitas kimliğini öldürmek ve Emilia kimliğiyle ölümsüz olmak istemiştir.


“Hep Kadın Olmak İstedim ama Erkek Olarak Yaşadım.”

 


Eğer bir insan hep kadın olmak istemişse nasıl olur da erkekliğin en yıkıcı biçimine bir kartel liderine dönüşür? Ya da kadın olmak tüm suçlardan arınmak için tek yol mu?

 

Manitas hep kadın olmak istiyor ve erkekliğini toplumsal tanımlarda erkekliğin en sert, en kontrolcü haliyle kuruyor. Adeta erkekliği, kadınlığını korumak için bir zırh gibi giyiyor. Kadın olma arzusunun bilinçdışında bekleterek; erkek kimliğini suç, güç, kontrol ve şiddetle beslenen bir karşı-figür olarak inşa ediyor. Kadın olma arzusundan “erkekliğe” sığınıyor. Ruhsallığı müthiş bir split yapıyor.

 

Manitas ve Emilia’nın ilişkilerinin yapısı da çok farklı. Manitas karısına kontrol eden narsisistik özelliklerle üstten, bir paternal güç ilişkisiyle yaklaşıyor. Ancak, cinsiyet değiştirip Emilia olduğunda ise bir kadına aşık oluyor ve ilişkisini romantik eşitlikçi bir yerden yaşıyor. Karakterin kurduğu ilişkilerin yapısı değişiyor. İktidar ilişkisi yerini karşılıklılığa bırakıyor.

 

 

Emilia İçin Bir Sonradanlık “Nachträglichkeit” Anı



Freud’un Nachträglichkeit adını verdiği, Türkçeye genellikle “sonradanlık” olarak çevrilen kavram, bir olayın anlamının ancak zaman geçtikten sonra hissedilebileceğini söyler. Kişi bir şeyi yaşarken değil, yıllar sonra başka bir karşılaşma sayesinde onun duygusal gerçekliğini fark eder. Freud bunu önce travmalar için kullanır; geçmişte yaşanan bir olay, sonradan yeni bir deneyimle birlikte anlam kazanır. Ancak Laplanche, Bion ve Winnicott gibi psikanalistler bu fikri genişletir: yalnız travma değil, sevgi, suçluluk ya da şefkat gibi duygular da bazen gecikmeli hissedilir. Zaman burada sadece geçmekle kalmaz; duygunun doğum alanına dönüşür.

 

Emilia Pérez’de bu “sonradanlık” anı, Emilia’nın karısı Rita’yla yeniden karşılaştığı son sahnelerde belirir. Yıllar önce yaşanmış ama o zaman hissedilememiş bir sevgi, şimdi, bambaşka bir bedende ve kimlikte ilk kez hissedilir. Emilia geçmişteki kadını değil, onunla birlikte kendi içindeki sevgiyi de tanır. Bu yüzden filmdeki bu yüzleşme, yalnızca bir özür ya da vicdan sahnesi değildir; Freud’un tarif ettiği gibi, geçmişin bugünden yeniden yazıldığı bir duygusal doğum ânıdır. Nachträglichkeit burada travma değil, duygunun gecikmiş hakikati olarak yaşanır.


 

“Adelatin Kestiği Parmak Acımaz.”

 

Manitasın Emilia olduktan sonraki sahnelerde, film uzun uzun onun zarif ve suçsuz görünen ellerini  gösterir. Filmin son sahnelerinde ise, Emilia’nın parmakları kesildiğini görürüz, daha doğrusu kesik parmaklarını. Filmde hukuk sistemi üzerinden bir yargı yoktur, adalet bedensel bir iz olarak kalır. Adeta bu iki sahnenin bir araya gelişiyle de Emilia olmak kadın olmak suçluluğunu silememiştir.

 

Böyle simgesel bir filme imza atan filmde Manitas’ı da Emilia’yı da canlandıran Karla Sofía Gascón trans bir oyuncudur. Oscar adaylığı sırasında azınlıklarla ilgili attığı ırkçı ve müslüman karşıtı tweetler çok konuşulmuş ve sonrasında Gascon attığı tweetlerle ilgili özür dilemiştir. Karla Sofía Gascón, Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü alan ilk trans kadın oyuncu olarak tarihe geçmiştir. Oscar adayı olan ilk trans bireydir. Burada ilginç bir ayna oluşuyor. Filmdeki karakter Emilia geçmişte işlediği suçların kefaretini ararken, oyuncunun geçmişteki sözleri de aynı temayı farkında olmadan sanki gerçek hayata taşıyor. Sizce bu noktada, trans birey olan Gascon’un ölümsüzleştiğini söyleyebilir miyiz?



Müjgan Pekçetin Klinik Psikolog, Sosyolog

 

 

 

 
 
 

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Misafir
24 Ara 2025
5 üzerinden 5 yıldız

👏👏

Beğen

İstanbul Psikolog, Göztepe Psikolog, Maltepe Psikolog, Kartal Psikolog, Suadiye Psikolog, Bağdat Caddesi Psikolog, Caddebostan Psikolog, Bostancı Psikolog, Kadıköy Psikolog, Online Psikolog

uzm.psk.mujganpekcetin@gmail.com

0555 630 23 68

  • Instagram
  • Twitter
bottom of page