Sentimental Value (Manevi Değer): Psikanalitik Film Okuması
- Klinik Psikolog Müjgan Pekçetin
- 26 Şub
- 2 dakikada okunur

Film çok güzel mutlu bir evin penceresi gibi ama yarıklarıyla bize gösterir.
Son yılların çok sevilen Danimarkalı yönetmeni Joachim Trier’in 6. Uzun metrajlı filmidir . Aynı oyuncuları tercih ediyor. Yönetmen oyuncu işbirliği ile çalışan ve Trier’in aynı oyuncularla kurduğu süreklilik, auteur sinemasına özgü bir evren inşa ediyor. Trier özellikle Anders Danielsen Lie, Renate Reinsve ile tekrarlı çalışıyor. Bu filmde bir de usta oyuncu
Trier için şunlar tekrar eder:
Aile içi mesafe, Yas, Varoluşsal kriz, Arzu ve suçluluk, Görünürlük
Manevi Değer
Manevi değer, anıyla bağla kayıpla ilgili olandır. Manevi değer çoğu zaman yasla ilgilidir. Manevi değeri olan evleri baba için annesinin acısının annesini kaybedişinin mekanıyken, Nora ve Agnes için babalarının terk edişinin mekanıdır.
Freud’un “Yas ve Melankoli” metninde belirttiği gibi, yasta dünya yoksullaşırken melankolide benlik yoksullaşır. Filmde kayıp yalnızca geçmişe ait değildir; karakterlerin benliğine yerleşmiş, içsel bir gölgeye dönüşmüştür.
Bu evde tutulan şey yalnızca geçmiş değildir; belki de tamamlanmamış bir yasın kendisidir. Freud’un Yas ve Melankoli metni, kaybın ruhsal işlenişine dair önemli bir ayrım yapar. Freud’a göre yasta dünya yoksullaşır; kişi kaybettiği nesnenin yokluğunu bilir, acı çeker, fakat zamanla o nesneye yaptığı duygusal yatırımı geri çekebilir. Yas acı vericidir ama hareketlidir; kaybı tanır ve yavaş yavaş ondan ayrışmayı mümkün kılar.
Melankolide ise kayıp belirsizleşir. Kişi neyi kaybettiğini tam olarak bilmez ya da kaybın anlamını çözemez. Bu durumda kaybedilen nesne dışarıda bırakılmaz; benliğin içine alınır. Freud’un ifadesiyle, yasta dünya yoksullaşırken melankolide benlik yoksullaşır. Sevilen ve aynı zamanda öfke duyulan nesne içe çekilir; kayba yönelik suçluluk ve değersizlik duyguları benliğe yönelir.
Filmdeki kayıp yalnızca geçmişe ait değildir; karakterlerin benliğine yerleşmiş, içsel bir gölge gibi taşınmaktadır. Bu ev, yalnızca anıların mekânı değil, işlenmemiş bir kaybın da taşıyıcısıdır. Baba için ev annesinin kaybının mekânıyken, Nora ve Agnes için babalarının yokluğunun tanığıdır. Böylece manevi değer, yalnızca duygusal bir bağlılık değil, kuşaklar arası aktarılan bir melankoliye dönüşür.
Annenin hikayesi yalnızca kişisel bir trajedi değil, savaşın ve işgalin yarattığı toplumsal travmanın bir parçasıdır. Nazi işgali döneminde direnişe katılan, işkence gören ve ruhsal olarak çöken bir annenin kaybı adeta tarihin eve girmesidir. Savaşın yarattığı şiddet, aile hikâyesinin içine yerleşir. Bu tür travmalar çoğu zaman yalnızca yaşandıkları kuşakta kalmaz; söze dökülmeyen, işlenmeyen acı bir sonraki kuşağa duygusal bir miras gibi aktarılır. Psikanalitik açıdan bu, işlenmemiş yasın kuşaklar arası aktarımıdır. Gustav annesinin kaybını sanatla anlatmaya çalışırken, kızları babalarının yokluğunu taşır. Böylece tarihsel kayıp, kişisel terk edilme deneyimine dönüşür.



Yorumlar